Çok Yakında Yayınlanacak Olan “Üçüncü Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri”  Raporu Üzerine KHK’lı Sosyolog Doç.Dr. Bayram Erzurumluoğlu ile Yapılan Çarpıcı Röportaj (2)

Paylaş

Adıyaman Üniversitesi’ndeki görevinden 672 sayılı KHK ile ihraç edilen, Mağdurlar için Adalet Platformu üyesi, Sosyolog Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu;Mağdurlar için Adalet Platformu tarafından, 20 Temmuz 2019 ile 9 Eylül 2019 tarihleri arasında internet yoluyla gerçekleştirilen ve OHAL’in yol açtığı mağduriyetlere mercek tutan araştırmayı değerlendirdi.

Doç. Dr. Erzurumluoğlu konu ile ilgili olarak şunları belirtti: Araştırmaya katılanların, kamuoyunun, insan hakları örgütlerinin uyarılması, uyandırılması gerekiyor. Dünyanın KHK’lılara yapılan ‘Politik Kırım’ konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor. İktidarın da artık bu soykırımdan vazgeçmesi gerekiyor. Çünkü soykırım, zamanaşımı olmayan bir suçtur! Bir an önce KHK’lılara yapılan ‘Politik, Halk ve Sivil Kırım’dan’ vazgeçmelerini öneriyoruz. Zararın neresinden dönülürse kardır, diyoruz.

KHK TV’nin sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Erzurumluoğlu‘nun çarpıcı açıklamaları şöyle:

Sn. Erzurumluoğlu KHK’lar ile asıl yapılmak istenen nedir, sosyolojik açıdan da açıklar mısınız?

İktidar inşa etmek istediği “siyasal sistemi”gerçekleştirebilmestratejisinin bir parçası olarak KHK’ları ve KHK’lıları bir “araç”,bir “binek taşı” olarak kullanmıştır. Bu şekilde akademiyada, entelijansiyada, bürokraside,basında, siyasette, ticarette;kurmak istediği siyasal rejiminin önünde engel oluşturabileceğini düşündüğü, kültürel manada donanımlı, eleştirel manadakapasiteli, entelektüel ve kamuoyu oluşturma manasında etkili olabileceğini değerlendirdiğibütün sosyal,siyasal ve ekonomik yapılarıkendisine “hasım” görerek hedefine almış,onları susturarak, baskılayarak, yok ederek, topluma tehlikeli bir düşmanmışgibi göstererek, kendi siyasal amaçlarınaulaşma uğrunda bir “yol temizliği” yapmıştır.Bütün bunları yaparkendeherkese“Bakınız, bizlerçoktehlikeli bir iç düşman karşı ülkemizi, halkımızı koruyoruz”propagandası yaparak, halkı, iç ve dış kamuoyunu inandırma yoluna gitmişve kendi oluşturduğu bir“kontrollü gerilim veya kaos” ortamında istediklerini elde etmekte oldukça başarılı olmuştur.

Ancak, siyasal iktidarın, kurmak istediği rejimi hayata geçirmiş olmasına ve artık OHAL KHK’larına eskisi kadar ihtiyacı kalmamasına rağmen, KHK’ları hâlâ devam ettiriyor ve KHK’lıları işlerine geri döndürmüyor olmasının önemli bir gerekçesi bulunmaktadır. KHK’lar sayesinde,iktidar, KHK’lı olmayanları da ağır bir baskı altına alabilmiş,onları da açık veya kapalı yollarla, her an, KHK’lı olabilecekleri ihtimali ile korkutmuş ve tehdit edebilmiştir. Bu tehditler açık veya sübliminal yollarla yapılarak, siyasi otoritenin onaylamadığı veya izin vermediği hiçbir eylem, söylem veya davranışa müsaade edilmeyeceği tüm zihinlere yerleştirilmiştir.Böylece de iktidar,kendi rejiminin dar siyasal ajandasının önüne geçebilecek her türlü sosyal ve siyasal muhalefetin önü kesebilmiştir. Belirtilen bağlamda, eğer, bir basın mensubu, bir entelektüel, akademisyen, yazar… Eğer iktidar söylemlerine karşı alternatif bir söylem geliştirecek olursa, onlar doğrudan telefonla aranarak veya birileri vasıtasıyla “Bir KHK’lık canınız var, işinize son veririz, işyerinizi kapatır, mallarınıza el koyar,terörist ilan ederiz…” Şeklinde tehditlerle baskı altına alınmaya devam edilmişlerdir.

KHK’lıların durumu ile yapılmak istenen nedir?

Siyasi fonksiyonları açıdan baktığımız zaman KHK’lar veya KHK’ların durumu üç işlevi yerine getirmiştir.

Bir; iktidarın, halkı için savaşıyor göründüğü, sinsi veçok tehlikeli bir “düşmanın” varlığı ihtiyacı karşılanmıştır. Böylece, ülkedeki yanlış giden her şeylerin müsebbibi,“sinsi”, “hain”, “dış güçlerle iş birliği yapan”, “iç düşmanlar”olarak onlar gösterilmiş ve ülkedeki yanlış giden ne varsaonlara fatura edilerek, ülkede iyi giden ne varsa iktidarın hanesine, kötü giden ne varsa da içimizdeki, tam olarak bizlerin göremediği ama iktidarın bir şekilde görüp bizlere öyle olduklarını söylediğidüşmanların hanesine yazdırılmıştır. Ayrıca, bu görünmez düşmanlarımızın kim ya da kimler olduğunun tespiti, hukukun objektif kriterlerine göre değil desiyasaliktidarın,tamamen keyfikıstaslarına göre yapıldığından, ülkedeki hiç kimsenin hukuk güvencesi de kalmamıştır. Belirtilen çerçevede, iktidar çevrelerince bir gün hain ilan edilen birisinin, ertesi gün kahraman olarak veya tam tersi olarak gösterilebildiğiçok sayıda örnekler mevcuttur.

İki; o kadar geniş bir kitle mağdur edilmiştir ki toplumda şu algı uyandırmıştır: “Düşmanlarımız o kadar büyük o kadar geniş bir kitle ki bakın bu kadar insanı attık, hâlâ bitmediler”. “Bunlarla en iyi biz savaşırız”.“Bunlara eğer bir fırsat verilirse, ülkeye ihanetlerini devam ettireceklerdir”. “O halde bizim iktidarımızın arkasında toplamaya, saf tutmaya devam ediniz ve bu arada da bizlerin hiç bir hatasını görmeyiniz ki bizler,bir 20-30-50 yıl daha iktidarda kalarak bunlarla mücadelemizi devam ettirebilelim.Bu arada da, Türkiye’yi “Osmanlının ihtişamlı günlerindeki gibi dünyanın ve orta doğunun lideri yapalım.”Bunlar halka güzel gelebilecek ama içi boş hayaller olarak uzun süre satıldı ve de böylece iktidarın hiçbir yetersizliği, başarısızlığı sorgulatılmadı. İktidarın 2023 ve 2071 söylemlerine bakıldığında, ülke realitesinin rekor bir işsizlik, yoksulluk, yozlaşma, israf, ağır borçlar, iç ve dış politikada tam bir iflas olmasına rağmen, halkın zihinleri ve hayalleri İsveç, Norveç, Almanya olma, ay, yıldızlar, bulutlara yol yapma rüyalarında dolaştırılarak realiteden tamamen uzaklaştırıldı.

Üç; iktidar politikalarına herhangi bir muhalefet gösterme ihtimal olan herkese KHK’lıların durumu gösterilerek,“Bakın (!) Eğer bunlara benzemek istemiyorsanız sizde susun” denilmek suretiyle yeni bir rejimintüm kurumları ve kuralları ile inşasının önündeki tüm engeller bertaraf edilmiştir.

KHK’ların ve bu sürecin; insanımıza, topluma ve ülkemize maliyeti ne olmuştur?

KHK’lar ile toplumun beyni; en entelektüel, en yenilikçi,en yaratıcı ve en üretken kesimleri yok edilmiştir. Bu sebeplerledirkiülkesosyal sermayesini,kültürel, finansal ve entelektüel sermayesini büyük ölçüde kaybetmiştir.Yaşanankıyımlarınbir sonucu olarak,15 Temmuz 2016 sonrası, Türkiye’den ayrılan beşerî sermaye ve finansal sermayenin, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası,Türkiye’den ayrılan insan sermayesinin ve finansal sermayeden kat kat daha fazla olduğu görülmektedir. 15 Temmuz sonrası yaşananlar, Türkiye’nin geleceği olan “yetenekli gençlerin” de, ülkede hukukun, adaletin ve liyakatin tesis edilememesinden dolayı, kendilerine burada bir gelecek görememeleri nedeniyleülkeyi terk etmeye başlamalarına sebep olmuştur. Bu süreçte, en iyi okullardan mezun yüzbinlerce gencimizin Batı ülkelerine giderek kendilerine orada bir gelecek inşası yoluna gitmişleridir kibence bu durum Türkiye’ye, KHK’ların ve KHK’lıların kaybının verdiği zarardan daha büyük bir zarar getirmiştir, getirecektir. Kısaca, iktidar, KHK’lar ve KHK’lılarla ülke öyle bir krizin içerisine düşmüştür ki mevcut şartlar değişmedikçe ne Türkiye’nin ne de iktidarın bu krizdençıkma şansı yoktur.

Fakat otoriter rejimlerin şöyle bir açmazları vardır. Bu rejimler düşünen üreten yenilikçi yaratıcı nesilleri zaten istemezler. Onlar için değerli olan kendi söylemlerine, eylemlerine, siyasetlerine,biat edecek; boyun eğecek, destek verecek, grupların olması veya oluşturulmasıdır. Benzer rejimlerin zihniyetini anlamak açısından, Fransız ihtilali sonrası idama mahkûm edilen meşhur kimyacı, Antoine Lavoisier’in durumu örnek gösterilebilir.

Lavoisier’i idam eden Devrim Mahkemesi hâkimi Jean-Baptiste Coffinhal ona şunu der: “Devrimin, dâhilere, bilim adamlarına, ihtiyacı yoktur”. Bu gerekçeyle seni idamamahkûm ediyorum. Buna benzer birçıkarsama ile yeni bir rejim inşasını amaçlayanotoriter yönetimlerin,bilim adamlarına, fikir adamlarına, düşünen ve sorgulayan insanlara ihtiyaçları olmadığını söyleyebiliriz. Bu sebepledir ki bu tür rejimler yalnızca ve yalnızca kendilerine itaat eden, biat eden,kendi rejimlerini destekleyen kişi ve gruplara hayat hakkı tanırlar.Fakat bunu böyle yaptıklarında rejimlerinin, uluslararası rekabet karşısında çok yaşayamayacağının farkına bile varamazlar. Günümüz Türkiye’sinde de maalesef durumbuna çok benziyor.

Sizce KHK’lıların mağduriyetlerine hâlâ son verilmemesinin daha başka nedenleri de olabilir mi?

KHK’lılar mağdur edilmeye devam ediliyor. Çünkü iktidar, eğer bu otoriter yönetim anlayışından vazgeçerse,yönetim tarzının, harcamalarının, eylem ve söylemlerinin,hukukunun, adaletinin, siyasetinin, sosyal politikalarının, dış politikasının sorgulanması ve yanlışlıklarından dolayı hesap verme sorunu ile karşılaşacağını biliyor. Bu türden sorgulamalara kapı açmamak için KHK’lar ve KHK’lılar üzerinden kendi otokratik yönetim ve uygulamalarını güvence altına almaya çalışıyor. Fakat şöyle bir sorunları var;ehliyetsiz, liyakatsiz, yeteneksiz, bilgisiz insan toplulukları iktidarı ele geçirebilirler ama iyi yönetemezler, ülkelerini ilerletemezler. Onların yapabilecekleri bir tek şey vardır. O da mevcut olanı tüketmek veya yıkmaktır. Şu an ülkemiz maalesef bu yolda hızla ilerlemektedir. Ekonomi, siyaset, yönetim çöktü ve bu yönetim anlayışı değişmedikçe de ülkenin kurtuluş yolu görünmüyor.

OHAL ve KHK’larla, KHK’lılara ve ailelerine yapılanlar, sizce bir “soykırım” mıdır? Bunu siyaset bilim ve sosyal bilimler açısından değerlendirebilir misiniz?

Kuşkusuz, tüm KHK’lılar ve aileleri, bir kıyım/kırım yaşadılar. KHK’lılara ve ailelerine yaşatılanları, siyaset bilimi, sosyal bilimler ve hukuk açısından kavramsallaştırılması gerektiğinde karşımıza farklı terimler çıkmaktadır.

Gregory Stanton’un 10 soykırım kriterini esas alan bir görüşe göre KHK’lılara yapılanlarla, bu soykırım kriterlerinden 9’u uygulanmış durumdadır. Onuncu kriterle ile ilgili şöyle bir tereddüt bulunmaktadır. Onuncu kritere göre, KHK’lıların “gaz odalarında öldürülmeleri”,“cesetlerinin fırınlarda yakılması”, “toplu katliama uğratılmaları”, “toplu mezarlara gömülmeleri” vb. uygulamalara maruz kalmaları gerektiğinden, KHK’lılarla ilgili bu onuncu kriterin tam olarak gerçekleşip gerçekleşmediği tartışmalı göründüğü için KHK’lılara yapılanların “soykırım” olup olmadığına dair farklı görüşler var.

Fakat,Rudolph Joseph Rummel,SteveJ.Stern, Barbara Harff,Ted R. Gurr ve ClaudiaFalconerCard gibi bilim adamları,“soykırımların(genocide);sadece etnik bir grubu yok etme gerekçesiyle değil bir “politikayı”,bir “siyasiotoriteyi”, veya “siyasi rejimlerini” toplumlarına hakim kılmak” gerekçesiyle de yapılabileceğini”ifade ederler. Bu görüşlere göre soykırımların, etnisite (ırk) gerekçesiyle olması gerekmediğigibi, otokratik bir idarenin, kendi ideolojisini, yönetim anlayışını, politikalarını halklarına dayatabilmek için;kendi otoritelerinde veya siyasi ideolojilerinden kaynaklanan gerekçe veya motivasyonlarla bir takım sosyal veya siyasal toplulukları yok edebilecekleri, kendi keyiflerine göre hedef seçtikleri birtakım kişi ve grupları genel popülasyondan ayrıştırıp soykırıma tabi tutabilecekleri görüşünü savunurlar.

Bu konuyla ilgili 3 tane terminoloji geliştirilmiştir.Bunlar;

1.POLICIDE/POLITICIDE: Politik Kırım /Siyasi Kırım

Soykırımın,siyasi-politik motivasyonlarıyla yapılmış, siyasi muhalefeti yok etme gayesi ile yapılan şeklidir.

2. DEMOCIDE:  Halk-kırım /Toplum-kırım

Otoriter rejimler kendi iktidarlarını, yönetim anlayışlarını, toplumlara dayatabilmek için ırk, dil, din, mezhep gibi herhangi bir gerekçeye bağlı kalmadan, idarelerini yerleştirmeye çalışmaları esnasında problematik gördükleri birtakım sosyal grupları hedef seçebilmektedirler. Mesela, Stalin’in Sovyetler birliğinde siyasi rakiplerine veya Rus köylülere yaptıkları, Mao’nun, kültür devrimi sırasında yaşanan kıyımlar ve Afrika ülkelerinde yapılan soykırımlar buna örnek olabilir.

3.SOCIALCIDE: Sosyal-Kırım

Açık veya kapalı birtakım yöntem ve politikalarla bir dini veya kültürel grubu, sosyal sınıfı, siyasal görüşü; sosyal, siyasal, kültürel veya dini olarak ayırt edilebilen birtakım özelliklerinden dolayı, bir plan çerçevesinde, tamamen ya da bir bölümünün, öldürülmesi; ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; “grubun yaşam koşullarının, onları, tamamen ya da kısmen fiziksel yok oluşa götürecek şartlarda tutulması” suretiyle “yok etmek” , “sosyal”, siyasal veya “kültürel temizliğe” uğratmaktır.

Herhangi bir soykırım, yukarıda sıralanan tanımlamalardan herhangi birisini, birkaçını veya hepsini birden içerebilir. Her üç tanımlamada da yapılan soykırımların gaz odalarıyla,toplu katliamlarla, ceset yakma fırınları ile sonuçlanması da gerekmemektedir. Ayrıca, artık, Neo-modern idareler Hitler Almanya’sının kötü ününden aldıkları derslerle, soykırımcı ithamına maruz kalmamak için, yaptıkları soykırımlarda, artık gaz odaları, toplu katliamlar veya toplu mezarlar kullanmayabiliyorlar. Hedef seçtikleri kitlelerini, daha örtülü yöntemlerden olan, işsiz,aç, çaresiz, toplumdan dışlanmış ve yabancılaştırılmış hale getirmek suretiyle, açlık, yoksulluk, kötü beslenme ,hastalık, bakımsızlık, dışlanma, psikolojik yıkım ve intiharlara yönlendirme yöntemleriyle yok olmalarını sağlama yoluna gidiyorlar. Bu konuda Rudolph Joseph Rummel diyor ki: “Politik Kırım, Halk Kırım, Sivil Kırım yöntemleriyle otoriter rejimlerin öldürdükleri insan kitlelerinin sayısı 1.ve 2. Dünya Savaşı’nda ölen insanların toplamının “ALTI”katından daha fazladır.”

ClaudiaFalconerCard’da hiçbir soykırımın diğerine benzemediğini, bazı soykırımların diğerlerinden daha kötü olduğunu, ancak bir“grubun yaşam koşulları, onları, tamamen ya da kısmen fiziksel yok oluşa götürecek şartlarda tutularak, “yok oluşları hedeflendi ise”, sonuçta kaç kişin in öldüğüne bakılmaksızın bu uygulamanın adının “soykırım”olduğunu ifade eder.

KHK’lılara yapılan kötü muamelelerden olan;ülke içerisinde, kamuda ve özel sektörde çalışmalarının yasaklanması, çalışma lisanlarının iptalleri, işyeri açmalarının engellenmesi, toplumdan yardım almalarının engellenmesi, yurt dışına çıkmalarının engellenmesi, emekliliklerinin engellenmesi, sağlık güvencelerinin verilmemesi, miras haklarının engellenmesi, vekâlet alıp vermelerini engellenmesi gibi birçok yol ve yöntemlerle yapılan uygulamalar“onların yaşam koşulları, tamamen ya da kısmen fiziksel yok oluşa götürecek şartlarda tutacak nitelikte” olduğundan, Rudolph Joseph Rummel’inveya ClaudiaFalconerCard’ın “politik-kırım, halk-kırım, sosyal-kırım” “soykırım” tanımlarına tamamen uymaktadır.

KHK’lılara yapılan,  Modern hattaNeo-modern bir soykırımdır!

KHK’lılara karşı yapılan soykırımı bir bakıma “Neo-modern soykırım” olarak adlandırmamın nedeni Hitler Almanya’sının“modern çağ”soykırımın bir temsilcisi olmasıdır. Türkiye’de yapılan “Neo-modern soykırım”, Hitler Almanya’sından daha incelikli, daha örtülü bir soykırım yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır.  Çünkü, Hitler Almanya’sında toplama kamplarına gidip yapılan zulüm ve katliamların, mağdurlarının ve ölülerinin yerlerini tespit etme imkânları vardı. Ancak, KHK’lıların yaşadığı soykırıma baktığımızda ise “evinde veya sokakta açlık, işsizlik, çaresizlik, hastalık, bakımsızlık, stresten ölmüş veya intihar etmiş bir KHK’lı veya yakının ölümü sıradan bir ölüm olarak kayıtlara geçiyor. Çünkü, kendileri, bir toplama kampında ölmediğinden, ölümleri,“Siyasal-kırım”,“Halk-Kırım”veya “Sosyal-Kırım”mağduru olarak değil de hastalıktan, yaşlılıktan, kazadan, intihardan meydana gelmiş doğal bir ölüm olarak kaydediliyor. Bu şekliyle KHK’lıların muhatap bırakıldığı“siyasal-soykırım”,çok daha incelikli planlanmış, çok daha örtülü yöntemleri içeren, çok daha tehlikeli ve ölümcül bir soykırımdır.

Zararın neresinden dönülürse kardır, diyoruz.

Toplum ve iktidar,kendi beyin tabakasını yok etti!Nasıl ki bin tane bilgisiz bir araya geldiği zaman bir Einstein bir, Lavoisier, bir Edison etmiyor. O değerlerin yerini onlardan başkaları dolduramaz. O açıdan, Türkiye’yi gerçekten seven, gerçek vatanseverlerin, butehlikeli gidişe bir dur demesi lazımdır.  Onların, “Artık yeter! Ülke elden gidiyor.Eğer, ülke elden giderse siz hangi ülkenin iktidarında kalacaksınız?”sorusunu sorup ülkenin aklıselime döndürülmesi için ellerinden gelen gayreti, bir hareketi başlatmalarının zamanı çoktan gelmiştir. Hatta çok da geç kalınmış olduğu için bunun çok ağır birtakım sosyal ve ekonomik bedelleri ile de yüzleşilmek zorunda kalınacaktır. Sonuç ve özet olarak, kamuoyunun, insan hakları örgütlerinin daha etkin bir biçimde, bir an önce harekete geçmeleri gerekiyor. Dünyanın KHK’lılara yapılan “Politik-Kırım”, “Sosyal-Kırım” konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor.İktidarında artık, Türkiye’yebüyük zararlar veren bu soykırımdan vazgeçmesi gerekiyor. Kendilerinden, bir an önce KHK’lılara yapılan Politik-Kırım, Halk-Kırım ve Sosyal-Kırım’larından vazgeçmelerini bekliyoruz.Çünkü soykırım bir insanlık suçudur. Zararın da neresinden dönülürse kârdır.

, ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir