TALİMATLA ÇALIŞAN OHAL KOMİSYONUNUN OYALAMA KOMİSYONU OLDUĞU İSPATLANMIŞTIR

Paylaş

OHAL döneminde 31 KHK ile toplamda 152 bin kamu emekçisi ihraç edildi. İhraç edilen kamu emekçileri gaspedilen haklarını aramak için başvuracakları bir mahkeme bile bulamadı.
KHKlılar haklarını aramak için yaşadıkları ülkede başvuracakları bir yargı organı bulamayınca AİHM kapılarına dayanır diye AİHM’in isteği üzerine iç hukukta yeri olmayan ama KHK’lılara iç hukuk yolu olarak gösterilen ve 1 yıl süre ile görev yapacak olan OHAL işlemleri inceleme Komisyonu kuruldu. OHAL Komisyonuna 126 bin başvuru oldu. OHAL komisyonu binlerce emekçinin varolan sınırlar içinde bile olsa bağımsız ve adil yargıya ulaşmasını engellemek ve aslında kamu emekçilerini belirsizlik içinde oyalamaktan başka bir işlev görmedi. OHAL’in bir ürünü olan ve 1 yıllığına kurulan Komisyon, OHAL bittiği ve görev süresi dolduğu halde görev süresi iki kez uzatılarak hala varlığına devam etmekte hala emekçilerin yargıya ulaşmasının önünde engel olmakta ve hala emekçileri oyalamaktadır.
OHAL İnceleme Komisyonu, 126 bin dosyadan 115 bin dosyayı (%90) inceleyip karara bağlarken 11.550 (%10) dosyayı hala inceleme aşamasında bekletmektedir.
Komisyon, nasıl çalışıyor? Kriterleri nelerdir? Neye göre karar veriyor? İşleyiş yöntemi nedir? Bunca zaman geçmiş olmasına rağmen hala bilinemiyor /bilemiyoruz. Şeffaf olmadığı gibi tamamen keyfi bir çalışma tarzı benimsediğini görüyoruz.
Kuruluşu ile hukuksuzluğu gizlemeye çalışırken, çalışma tarzıyla ve verdiği kararlarla da varolan hukuksuzluğun bir parçası olmuş hukuksuzluğu beslemiş derinleştirmiştir. Komisyonun kendince belirlediği kriterler, anayasal ve yasal haklarını kullanan kamu emekçilerinin suçlu olarak gösterilmesinden başka bir şey değildir.
Parasız, anadilinde bilimsel, laik, demokratik kamusal hizmet istemek, emek ve demokrasi mücadelesinin parçası olmak, sendikal faaliyet yürütmek, barış istemek, MEB’e bağlı okullara çocuğunu göndermek, Çalışma Bakanlığına bağlı bir sendikaya üye olmak, bir bankaya para yatırmak, gazete okumak, TV izlemek, Kurum kanaati gibi bir çok şey önce ihraç nedeni sonra ise komisyon tarafından verilen kararların kriteri yapılarak işe dönmek için başvuru yapan binlerce emekçiye red gerekçesi gösterildi.
Komisyon, aynı gerekçeyle ihraç edilen iki emekçiden birini işine iade ederken, diğerine red kararı verebildi. Yine aynı komisyon inanması zor ama ihraç sonrası yapılan eylem ve etkinlikleri gerekçe göstererek kamu emekçilerinin işe iade talebini red edebildi.
Komisyon öyle bir hala geldi ki, onlarca emekçiyi ölümünden sonra işe iade etti ve geri de kalanlara işe iade olmanız için ölmeniz gerekiyor mesajı verdi.
Komisyonun bu kadar keyfi ve rahat bir çalışma tarzı varken, başta çalışma hakkı olmak üzere birçok anayasal hakkı elinden alınan kamu emekçileri travmalar yaşadı, ağır psikolojik sosyolojik sorunlarla başbaşa kaldı, aile bütünlüğü yıkıldı, hastalıklardan, intiharlardan dolayı ve Ege-Meriç’in azgın sularında boğularak yaşamını yitirdi.
Bu süreçte bazılarına da yeni rant kapıları, yeni simsarlık alanları ortaya çıktı. “Fetö Borsası” adıyla biz KHK’lıların tırnakları ile edindikleri hakları ve gelecekleri alınır satılır ve kar elde edilir bir rant alanına dönüştürüldü. Yine bu süreçte AKP+MHP partileriyle iletişime geçmek, olmadı bu partilere yakın tanıdıklar bulmak ve bu tanıdıklar aracılığı ile geri dönmek salık verildi birçok emekçi bu yolla işe iade edileceğini düşünerek bu partilere üye oldu, bu partilerin kapılarını aşındırdı, kısaca celladına biat etmeyi seçerek, geleceğini celladının lütfuna bağladı.
Süleyman Özışık yaptığı bir röportajda tamda bizim yukarda bahsettiğimiz “tanıdıklardan” biriymiş. Kendi ağzından komisyonun çalışma tarzını ve “masum” KHKlılarla İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında aracılık ettiğini itiraf etmiştir. Bu itiraf bir kez daha göstermiştir ki, bu ülkede hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku geçerlidir. Süleyman Özışık’ın “masum” bulduğu KHKlılar Süleyman Soylu’ya bildiriliyor ve O masum KHK’lılarda işlerine iade ediliyormuş. Kendini mahkemelerin üstünde gören OHAL Komisyonun üstünde de Süleyman gibi yandaş gazeteciler ve “bence suç” diyerek hukuka bakışını gösteren İçişleri Bakanı varmış.
Haksız, hukuksuz bir şekilde ihraç edilen bizler, hukuksuz bir şekilde kurulan bir komisyonda 4 yıldır sadece yargıya ulaşabilmek için bekletilirken birileri tanıdığı ve bu tanıdıklara yedirdiği paralar sayesinde işlerine iade edilmektedir. Eskiden Ankara’da dayın varsa her yol sana açılırdı, şimdilerde ise sadece AKP+MHP de tanıdığın ve onlara verecek paranın olması kadim hukuk kurallarından daha değerli ve iş bitirici bir hale gelmiş durumdadır. Öyle ki, üzerimize atılan terör yaftasını kaldırmak için yandaş, bakan tanımak ve onlara para yedirmek yeterli olmaktadır.
Komisyonun son açıklamalarının birinde (kalan dosya sayısı 18 binlerde iken) “geriye kalan dosyalar bizim belirlediğimiz kriterlere uymuyor, bizler için zor dosyalar, açıkça ne yapacağımızı bilmiyoruz ve kurum kanaatini referans alacağız” diyerek acz içinde olduklarını ve hukuksuz icraatlarını kendi ağızlarından itiraf etmişlerdi.
Adam kayırmanın, rüşvetin, yalanın, iftiranın, kadrolaşmanın, yolsuzluğun, rantın, kol gezdiği OHAL Komisyonu bağımsız karar alamayacağını, kimlerden emir aldığını, kimlere hizmet ettiğini Süleyman Özışık’ın itirafları ile bir kez daha göstermiştir.
Hukuk devletlerinde yargıya kolay ulaşılması gerekirken, bizler 4 yıldır inceleniyor yargıya ulaşamıyoruz. Hukuk devletlerinde anayasa ve yasalar geçerlidir ancak Süleyman Özışık gibilerin itiraflarından bir kez daha görüyoruz ki, anayasa, yasalar ayaklar altına alınmış, devlet kurumları talimatla çalışarak iflas etmişken, birilerinin kefilliği ile “masum” olup olmadığımıza karar verilmektedir. Bizler, 4 yıldır masumiyet karinemiz hiçe sayıldı derken, Süleyman Özışık gibiler masumiyet karinemiz üzerinde karar veriyor ve devletin en tepedeki kişileri bu kefilliği dikkate alıyor ve Komisyon da Süleyman Soylu’nun talimatlarına kesinlikle itiraz edemiyor.
Peki, Süleyman Özışık binlerce kişinin masum olduğu ispatını bedavadan mı yaptı? Yoksa buradan büyük paralar mı elde etti?
Bizler Süleyman Özışık gibi yandaşların kefilliğini kendimize sürülmüş leke olarak görüyoruz bizlerin masumiyetine karar vermek onun gibi yandaşların haddine değildir. Bizim alnımız ak, başımız dik, ancak, Süleyman Özışık gibiler sokağa bile çıkamayacak duruma gelip kendilerinin ne olduğunu dünya âleme göstermişlerdir.
İhraç edilirken irtibat, iltisak, kurum kanaati gibi subjektif durumlarla yetkilendirilen devlet kurumları/ bürokrasisi ile geçmiş ve geleceğimiz gasp edilirken şimdide geçmiş ve geleceğimiz birilerinin kefilliğiyle ipotek altına alınmak istenmektedir.
Ayrıca madem binlerce masum KHKlı işine döndü. Peki, bu KHKlıları ihraç edenler hakkında adli ve idari işlem yapılmış mıdır? Ya da yapılacak mıdır?
Savcılar bu itiraflarla ilgili suç duyurusunda bulunacak mıdır?
Başta İç İşleri Bakanı olmak üzere Ohal Komisyonu ve her kimse gereken merciler açıklama ve İş ahlakı üzerinden gerekeni yapacaklar mıdır?
Bizlerin yıllardır söylediği gibi OHAL Komisyonu kuruluşundan, işleyişine ve aldığı kararlara kadar siyasal iktidara hizmet ve yandaşlarına rant alanı yaratmak için vardır ve aldığı tüm red kararları iptal edilmeli, kalan dosyalarda kabul kararı verilmeli ve derhal lağvedilmelidir.


Khklı Platformları Birliği

, ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir